top of page

Sevginin Ölçütü Fedakarlıktır



ree

Sevgi dili, tarih boyunca her insanoğlunda değişkenlik göstermiştir. Her toplum, o toplumdaki her aile, o ailedeki her fert için sevgi dili farklılık gösterebilir. Bu farklılıklar, kimi kimin ne kadar çok sevdiğini asla belirlemez, belirlememiştir de zaten. Nihayetinde dil değişse de, sevgi her zaman aynıdır. Sevginin gerçekliği, sadece ilim insanlarının değil, sadece felsefecilerin de değil; her fizikçinin, her tarihçinin, her bilim insanın da dilinde olan, değişmeyen bir değerdir. Dünyanın bilinen en meşhur teorik fizikçisi Albert Einstein'ın kızı Lieserl'e yazdığı mektupta, dünyanın özünün sevgi olduğunu açıkladığı da bilinir. Einstein mektubunda kızına şunları yazmıştır;




''Sevgili Lieserl, görelilik teorisini önerdiğim zaman, beni çok az insan anladı ve insanlığa aktarılmak için şimdi bildireceğim şey de dünyada yanlış anlama ve önyargı ile karşılaşacak. Gerekli olduğu sürece mektupları korumanı istiyorum, yıllar, on yıllar boyu, toplum aşağıda açıklayacağım şeyi kabul etmek için yeterince ilerleyinceye kadar mektubu sakla...

Son derece güçlü bir kuvvet var ki, şimdiye kadar bilim bunun için resmi bir açıklama bulmadı. Bu, tüm diğerlerini dahil eden ve yöneten bir kuvvettir ve hatta evrende işleyen tüm fenomenlerin arkasındadır ve bizim tarafımızdan henüz tanımlanmamıştır. Bu evrensel kuvvet sevgidir. Bilim insanları evrenin birleşik teorisini aradıkları zaman, en güçlü görünmeyen kuvveti unuttular. Sevgi, onu alanı ve vereni aydınlatan Işıktır. Sevgi yerçekimidir, çünkü bazı insanların diğerlerine çekildiklerini hissetmelerini sağlar. Sevgi güçtür, çünkü sahip olduğumuz en iyi şeyi çoğaltır ve insanlığın kendi kör bencilliğinde yok olmamasını sağlar. Sevgi gözler önüne serilir ve her şeyi ortaya çıkarır. Sevgi için yaşarız ve ölürüz. Sevgi Tanrıdır ve Tanrı Sevgidir. Bu kuvvet her şeyi açıklar ve hayata anlam verir. Bu belki sevgiden korktuğumuz için, çok uzun zamandır görmezden geldiğimiz değişkendir, çünkü insanın isteğiyle harekete geçirmeyi öğrenmediği evrendeki tek enerji sevgidir. Sevgiye görünürlük sağlamak için, en ünlü denklemimde basit bir düzeltme yaptım. Eğer E = mc2 yerine, dünyayı iyileştiren enerjinin ışık hızının karesi ile çarpılan sevgi vasıtasıyla elde edilebildiğini kabul edersek, sevginin var olan en güçlü kuvvet olduğu sonucuna ulaşırız, çünkü sevginin sınırları yoktur. İnsanlığın bize karşı dönen, evrenin diğer güçlerini kullanmaktaki ve kontrol etmekteki başarısızlığından sonra, kendimizi başka türde enerjiyle beslememiz acil bir durumdur.''


Albert Einstein gibi birinin, dünyadaki en büyük enerjiyi sevgi olarak ifade etmiş olması, elbette tüm insanlık için ciddi önem taşır. Fakat gel gelelim ki, sevgiyi kabul görmek için, bunu ondan duyup ikna olmamız da gerekmezdi. Çünkü sevgi tek bir insana özgü değil, tüm bu kaianatta yaşayan her canlıya özgü, ortak bir değerdir. Sevgi görülebilir, seslendirilebilir, hissedilebilir bir değerdir. Tek bir tonlama ile, yalnızca bir ses frekansı ile derinizden cilt altınıza, oradan damarlarınıza ve tüm bedeninize akmaya başlayan kana nüfuz edebildiğini hiç hissetmemiş olma şansınız var mı? Bunu inkar edebilir misiniz? Peki ya sevgisizlik, ya da daha doğru bir tabir ile, sevginin karşıtı ile karşı karşıya geldiğinizde, bu duygunun sizi yerle bir edebildiğine, sevgisizlik karşısında vicdanınızda hiçbir şeyin canlanmadığına şahitlik edebilir misiniz? O halde neyi bekler insanoğlu... O halde neyi duymak ister...


Neyi görmek ister insanoğlu...

Zaten görülen, hissedilen ve duyulabilen bu değerin nesi ile mücadele insanoğlu...

Etmemelidir, etmek doğasında da yoktur zaten. Keza doğanın kuralında, sevgisizlik yoktur. Sevgisizlik felaket demektir, kuraklık demektir, afet demektir. Okyanuslar kabarır, toprak hareket eder, gökler gürülder, güneş batıdan doğar, işte sevgisizlik budur. Doğanın tersine olan her şeyin açıklaması, yalnızca ve yalnızca budur.


Sevgisizlik kıyamettir.

Bir insanı hastalık değil, sevgisizlik öldürür. Doğayı yaratan değil, sevgisizlik cezalandırır. İnsanı sevgi değil, sevgisizlik yoldan çıkarır. Cevap hep bellidir, ilaç bellidir, inanç hep bellidir, dil hep bellidir, din hep bellidir, doldurulması gereken tek eksik, canlının içindeki sevgidir. Cevapları başkalarında aramayın. Sevgisizliği sevgi almamakla değil, sevgi vermemekle açıklayın. Nasıl ki bir kas, ancak çalıştırıldığında gelişirse, ve bunun adı egzersizse, sevgi de tam anlamıyla budur. Sevmek bir tür egzersizdir. Sevgiyi çalıştırmanın yolu da, sevgi beklemek değil, sevme egzersizini yapmakla ilgilidir. O halde neyi bekler insanoğlu, o halde ne ister insanoğlu... Daha ne görmelidir, daha ne duymalıdır, daha neye şahit olmalıdır ki? Anlamak için daha fazlası mı olmalıdır... Sanmam, anlaması için gereken her şey olmuş gibi geliyor bana... O halde sevmekle başlamaktan başka ne çaremiz vardır ki?


Nereden başlayacağınızı bilmiyorsanız eğer, nasıl seveceğinizi ve beraberinde nasıl sevileceğinizi bilmiyorsanız eğer, şu cümle sizin rehberiniz olsun.


Sevginin ölçütü fedakarlıktır.

Başlamak için fedakarlık gösterin. Sevildiğinizi hissettiğiniz yerlerden öyle kolay kolay gitmeyin. Herkesle aynı sevgi dilini konuşmayı beklemeyin. Sevgiyi kelimeler değil, olsa olsa o sesteki tonlamalar anlatıyor olabilir. Herkes herkesi aynı sevebilseydi eğer, başka ailelerde, başka milletlerde, başka topraklarda doğmak ne ifade ederdi? Herkes sizinle aynı şekilde sevmek zorunda mı sahiden? Bu ne tür bencilliktir böyle... Hiç kurmuyor musunuz şu cümleyi kendinize, ''Belki de o böyle görmedi.'' Kurmuyorsanız da kurun. Sevildiğinizi hissettiğiniz yerlere kapıyı kapatmadan önce bir kez daha düşünün. Öyle kolay kolay vazgeçmeyin şu sevgiden... Sizin için fedakarlık yapan insanları böyle kolay üzmeyin... Siz size fedakarlık yapana kapıyı kapatırsanız, doğa bizim fedakarlıksızlıklarımızın yanında, bize neler yapmaz ki? Yapıyor işte. Yapıyor yapıyor olmasına da, insan bunda neyi görüyor, asıl mesele bu.



ree

 
 
 

Yorumlar


© 2023 by Şehval Görmez 

Maslak Mahallesi Sarıyer, İstanbul

  • Linkedin
  • Instagram
bottom of page